Can Şengün
Can Şengün Biyografi
Müzik benim için Manhattan'da 7 yaşında ailemin bana bir piyano alması ile başladı. Bu sayede hem onların onayladığı bir şeylerle uğraşıyordum hem de hiperaktifliğimi iyi bir uğraşla değerlendiriyordum. Gürültüye, pardon müziğe başlamıştım, yaklaşık 2 sene piyano çaldım ilk aşkım belki de oydu. Ama baktım ki işler öyle gitmiyor müzik gittikçe tutku haline geliyor ve ben gittiğim her yere o koca piyanoyu götüremiyordum, bu bir sorundu, hem de büyük SORUN!!!
Ailemin bunu fark etmesi çok uzun sürmedi, bir gün babam bir gitarla geldi. Şanslıydım… O gün akşam olmadan ilk bestemi yapmış, oturduğumuz apartmanın güvenlik görevlisine çalıyordum. Artık o seyrettiğim filmlerdeki gibi kızları ateşin başına toplayıp gitar çalabilirdim. Artık gitarımı her yere götürebilir her yerde müzik yapabilirdim. Bu süper bir şeydi… Müzik hocam ve ebeveynlerim inanılmaz bir destek veriyorlardı ve benim bu iş için gerçek bir yeteneğim olduğu konusunda son derece eminlerdi.
Yine babamın işi nedeniyle Türkiye'ye dönmüştük. 14 Yaşında Ankara'da bir müzik yarışmasında ilk kez sahne aldım ve de birinci oldum. Galiba "ben gerçekten iyiyim" dediğim günlerden biriydi! Gitarist, besteci ve şarkı sözü yazarı olarak kariyer yapmaya o gün karar verdim. Bundan sonra işler bir anda gelişmeye başladı, müzik grupları kuruyor konserler veriyordum. Sanırım yaklaşık 200'ü aşkın konser vermiştim.
93 yılında bir müzik okulunda öğretmenliğe başladım, bilgilerimi öğrencilerimle paylaşıyordum. 14 öğrenci ile başlamıştım ve altı ay gibi kısa bir sürede öğrenci sayım 300'ü bulmuştu. Aynı yılın sonunda Milli Eğitim Bakanlığı lisanslı kendi okulumu açtım, öğrencilerimden bazıları konservatuarı kazandı, müzik alanında akademik eğitim aldılar ve bazıları profesyonel müzisyen oldular…
Müzik ve şov dünyasının kalbi İstanbul'a yerleşmeye karar verdim, bu da verdiğim önemli ve gerekli kararlardan biriydi. Türkiye'nin tanınmış prodüktörleri ile çalışmaya başlamıştım, kısa bir sürede yine en tanınmış sanatçıların kayıtlarını yapıyor ve turnelerine çıkıyordum. İstanbul'a yerleştiğim günden beri ülkemizin çok önemli sanatçıları ile çalıştığım gibi; aynı zamanda hiçbir müzik alt yapıları olmayan sanatçılarla da çalıştım. Sanatçı olma sevdalıları, "sanatçı olmak" ile "ünlü olmak" arasındaki farkı anlayamadıkları ve karıştırdıkları için kaybolup gittiler.
Çok şanslıydım çünkü en sevdiğim şeyi yapıyor "gitar çalıyordum" ve hatta para da kazanıyordum. Bakıyorum da bugüne kadar 250'nin üzerinde albümde çalmışım, birçok televizyon ve reklâm cıngılı yapmışım, Türkiye'de sevdiğim şahane müzisyen dostlarımla turneye çıkıp konser vermediğim yer kalmamış… Benden şanslısı var mı?
Yurtdışı turnelerinden birinde Hollanda'daydım, müzik endüstrisi ile ilgili bir fuardı. (Başka bir fuar olması düşünülemez.) Doğal olarak bende ziyaretçiler arasında idim; çünkü muhtemel sevgili adaylarımdan (gitarlardan) biriyle tanışabilirdim. Yamaha firmasının önünde bir kalabalık! Bir gitarist şov yapıyordu, O bitirdikten sonra izin istedim ve bende orada improvize bir şeyler çaldım. O gün Yamaha'nın hiç hesapta yokken ve farkında olmadan dikkatini çekmişim, birkaç dakika sonra yetkililer benimle konuşuyorlardı.
Yanıma gelene kadar hatta görüşmenin bayağı ilerleyen bir anında Türk olduğumu öğrendiklerinde şaşkınlıkları gerçekten inanılmaz ve gurur vericiydi. Oradan ayrılırken mail adresleri alınmış ve verilmişti.
Yaklaşık bir sene sonra Yamaha Instrumant Equipment'ın Türkiye'deki ilk ve tek kontratlı sanatçısı oldum… Bu da çok şahane bir duyguydu! O günden bugüne Yamaha firmasının sanatçısı olarak yurt içi ve yurt dışında bizim klinik diye tanımladığımız birçok organizasyona katıldım hâlâ da katılmaya devam ediyorum. Bu klinikler kimi zaman fuarlarda, kimi zaman üniversitelerde; yılın çeşitli zamanlarında yapılıyor…
Türkiye'de ve Dünya'nın bazı ülkelerinde sayısını bile hatırlayamadığım birçok konser verdim. Her biri benim için çok önemli idi; ancak bazıları var ki onların anlamları çok farklı ve çok önemli…
Hayır konserlerinden bahsediyorum, varolduğum sürece bu da hayatımın bir parçası olacak tabii ki insanlar için bir şeyler yapabilme gücüm olduğu sürece… Yurt içinde ve dışında birçok hayır konserine davet edildim. Bende büyük bir memnuniyetle katıldım. Yaşadığımız acılar ve felaketlerde yaşantımızın bir parçası, bizler de her birimiz birey olarak elimizden ne geliyorsa, kendi payımıza düşeni yapmalıyız.
Bu konserlerden birkaç örnek vermem gerekirse mesela Hollanda'da Neimegen'de Türkiye'de 99 yılında yaşanan Gölcük depreminden etkilenen vatandaşların yararına konser verdim. Hollanda Amsterdam'da Mirkelam ile birlikte ırkçılık aleyhine hayır konserinde sahne aldım. İlk albümümüzü (grup olarak) İstanbul plaktan çıkardık, Şara'yı eminim birçoğunuz hatırlıyordur!
Sevgili dostlarım, Aykut Gürel, Ozan Doğulu, Murat Yeter ile Panic Attack adlı bir grup kurduk, inanılmaz güzel tepkiler alıyorduk. O günlerin en çok aranan ve popüler gruplarından biri olduk. Gelelim bugüne; uzun bir süredir albüm yapmayı planlıyor ama bir türlü fırsat bulamıyordum. En sonunda bir sabah kalktım ve artık tamam dedim…
Uzun süren çalışmalar sonunda "CANLI MÜZİK" adlı albümüm sizlerle..

Can Şengün Müzik Tarzı
Can Şengün Albümleri
Canlı Müzik |
